küçükharflebitişik
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Özlemeyi haketmez terkeden…

Her dönüş aynı hüzün, her hüzün aynı dönüş. Dut ağacının tepesinde geçirilmiş çocukluğa özlem benimki. Sen bilmezsin o yoğurtlu kabak çiceği dolmasının tadını. Ben de çoktan unutmuşumdur belki.  Bilmezsin lodoslu, üşüten, çoğu zaman battaniye altında geçirilen temmuz akşamlarını. Ben de yeteri kadar hatırlamayı. Ama unutmak da nankörlük , bunu bilirim.

Bu akşam, budalaca terkettiğimiz guzelliklere içmek lazim.

Haketmedigimiz özlemlere…

Çünkü, ne özlemeyi ne de özlenmeyi hakeder terkeden…

 

Hüsnü Arkan/Saki


[Flash 9 is required to listen to audio.]

Öyle işte…

[Flash 9 is required to listen to audio.]

“…Günler günlerimize tane tane damlarken

Diyorum

Bir kuşluk vaktinin sarı solgun söylemiyle

Düşlerde görülen bir başkasının düşünden

Neden olmasın, siz de geçiniz

Geçiniz, geçiniz

Üstelik tam zamanında geldiniz…”

Edip Cansever / Bir Otel De Sizin Adınız

[Flash 9 is required to listen to audio.]

“…bana öyle geliyor ki, çektiğim bu sefalet, daha katlanılabilir olurdu güneşin altında”

Aznavour’un her şarkısı özenle yazılmış şiirler gibi. Benim durumum sözlerdeki kadar hüzünlü, ya da çekilmez değil. Sadece birkaç gün önce izlediğim “Le voyage de ballon rouge”  filmiyle tekrar hatırlamak oldukça keyifliydi . Yine de uzun süren bu kış günlerinde, şarkıda sözü geçen o güneşli kıyılara gitmek hiç de fena olmazdı.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Yağmur yağacak. Yağmalı!

Sonra ben doğacağım.

Kökler özlenir; 

Manos Hadjidakis - Away on the Misty River/Magnus Eroticus/Village Named Desire


“…Bırak sevdiğinin güzelliği yaptığın işe dönüşsün. Diz çöküp yeri öpmenin binbir farklı yolu vardır” - Mevlâna 

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Stamatis Spanoudakis - Gia Tin Smyrni (İzmir için)

Çocuktuk. Ege kıyısında,yazları anason kokan 2 dönüm bahçemiz vardı, bir de tepesinden hiç inmediğimiz dut ağacı. Bilmezdik, başımızın ciğerlerimize meltemle dolan anason kokusundan mı yoksa mutluluktan mı döndüğünü.  Ama bilirdik ki, Ege’de biryerlerde, ya da hemen karşı kıyıda başka çocuklar da aynı havayı soluyorlar ve onlar da bizim kadar mutlu, bizim kadar sarhoş, bizim kadar çocuk. Ne kıçımıza yapışan reçineden ne de kollarımızı sıyıran yabani böğürtlen dikenlerinden yorulurduk. Özgürdük. Ondandır, şimdi aynı çocukluğu iki kadeh rakının kokusunda arayışımız. 


[Flash 9 is required to listen to audio.]

Timur Selçuk / Sen Nerdesin

“Saksida incilendi yapraklar senin icin, 
soylendi gelmez diye uzaklar senin icin…”

Faruk Nafiz Çamlıbel

Yara kaplı defter

Kaç kişiye yalan söyledim, bilmiyorum. Ama iki kişiye söylemedim. İki kişiye yalan söylemediğimi çok iyi biliyorum.

Kim bilebilirdi ki , hayatımın en uzun 106 gününü takiben bu 4 günün bu denli hızlı, yavaş, saçmasapan ve bir o kadar da anlamlı geçeceğini.  - Beklediğinin gerçekliği üzerine sana söyleyeceklerim var. Dedi - Nasıl, mutlu musun şimdi?

Mutluluk; hissettiklerimi tanımlayacak en son kelime olurdu sanırım. Kırgın, kızgın, ayrık mı hissediyordum bilmiyorum. Ama mutlu olmadığımı çok iyi biliyorum.

Mi minörle başlayan şarkılar artık Mazhar’ın ağzında daha da bi anlamlıydı sanki, ama uykulu gözlerle dönülecek rüyalara bir süreliğine veda ediyorduk. Çünkü ne uyku kalmıştı, ne de rüya. Ortaçgil, seni bir süreliğine elimde olmayan nedenlerden ötürü sevemeyecektim. Sen “Nasıl gördüğün düşü yeniden istersen. Zamanı gelince nasıl terkeder kuşlar.” Diyordun. Biz gördüklerimizin düş olmadığına öyle inandırmıştık ki kendimizi, onları bir gün tekrar isteyeceğimiz  aklımızın ucundan geçmemişti. Zaten bizim kuşlarımız da hiç terketmezdi. Çünkü terk edilmenin ne olduğunu bilmezdik.

Asos, seni de sevmiyordum artık. Aslında sevilmeyi o kadar hakediyordun ki, o kısacık zamanda gördüğüm gün batımını asla unutmayacaktım. Korkulacak da bir şey yoktu gerçekte. Sadece “sevilmeyi hakedip de sevmediklerim” listesinde bir süreliğine boy gösterecektin o kadar. Sonra, başka bir bahara kadar, elveda.

Ve… sen: Yara kaplı defterimin “sevilmeyi asla haketmeyip de sevdiklerim” listesinde her zaman demirbaş olarak kalacaktın.

Nisan 2006 / İstanbul - İzmir


[Flash 9 is required to listen to audio.]

Tüm hatırladığım, şu eski kasetçalarda dönüp duran rembetika. Bir de babaannemin laminant kaplama masası. Üzerinde bir sürahi su ve bir bardak. Televizyondaki çizgi filme rağmen ben babaannemin masasına yaslanmış elimdeki kırmızı arabayla oynuyorum. Kulağım radyoda. Dilini anlamadığım ama hep bir yerlerden aşina olduğum bu müzik inceden hoşuma gidiyor sanırım. Yaşımı hatırlamıyorum. Önemli de değil zaten. Yan komşumuz Saime teyze gelicek birazdan. Babaannemle koyu bir sohbete dalacaklar. Ne konuştuklarını dinlemesem de bir yerde babaanneme ‘- uslu mu bari?’ diye soruşunu hatırlıyorum. Babaannem gülümsüyor. Şimdi,bir de o gülümsemeyi hatırlayabildiğim için mutluyum.

1 2   Next »